|
|

|
(06-Aralık-2007)Shabidyn
AKIL - İNANÇ KARŞITLIĞI VE DİN BARONLARI
İnsan beyni herşeyi ölçmek tartmak kontrol altında tutmak eğilimindedir. Doğayı kendine göre tanımlamaya uğraşır, gözlemler yapar, araştırır kafa patlatır. Bunun için temel araç akıldır. Şu anki teknolojinin sebebi akıl ve onun geliştirdiği bilimdir. Bilimsel çalışmaların insanlığı iyiye ya da kötüye götürmesinin garantisi yoktur. Nereye gideceği tamamen insanoğlunun kendi seçimine bağlıdır. Örneğin, nükleer fisyonu bulan bilimdir ama onu Hiroşima'da atom bombası yaparak kullanan ile nükleer reaktör kurup enerji üreten de aynı insandır. İnsanoğlu akıl sahibi olduğu için diğer canlılara göre daha geniş bir spektrumda hareket edebilmektedir. Kendi neslini keyfi yere öldüren bir hayvan türü yoktur ama insan bunu yapar. Öte yandan matematik denen ve tüm bilim dallarının temel aracı olan soyutlama becerisini de insan gösterir sadece. İnsan bunları yapar ama bir yandan da Tanrı'dan korkar. Tek Tanrı düşüncesine ulaşana kadar değişik doğa güçlerinin herbirini ayrı Tanrı'ların kontrol ettiğini sanıyordu insan. Hatta bu çok Tanrılı inanç sistemleri İslamiyete kadar oldukça yaygındı. Kontrol edilemeyen doğa güçlerinin sahibi olduğu düşünülen Tanrılara biat edilirdi. Onların kızmaması için ellerinden gelen yağcılığı yaparlardı. En değerli varlıklarını (hatta kendilerinden birilerini dahi) kurban ederek ilgili branştaki sözde Tanrının sinirlerini yatıştıracaklarını sanırlardı. Haliyle Tanrılar yatışmazdı bir türlü!
* * *
İnsanlar doğanın kurallarını öğrendikçe ve doğadaki kuvvetleri denetleyebildikçe çok Tanrılı dinler yok olmaya başlamıştır. Bu yolda ilerleyen akil adamlar o zamanlarda dahi çok kurban vermişlerdir. Değişik ve ilkel yöntemlerle dahi olsa akil adamların yaptığı bilimsel çalışmalar olmasa hala çok Tanrılı dinleri olan topluluklar içinde olurduk. Buradan çıkan sonuç: inançların akıl karşısında dominant kalmasına ve yaşam tarzını standartlaştırıcı etkisine izin verilirse hiçbir toplumsal ve teknolojik gelişme olamaz.
* * *
İnsan toplulukları gelişmiş, semavi dinlere geçilmiş fakat kargaşa yine bitmemiştir. Bu sefer tek bir din içinde dahi yorum ve kültür farkının yol açtığı mezhepler ve tarikatlar ortaya çıkmış. Aynı Allah’a farklı yöntemlerle yaklaşılma çabasına girilmiştir. En son din İslam’dır. Türk dünyasının çoğu İslam içindedir. Onun içinde de çok sayıda mezhep ve tarikat vardır. İnsanoğlu tek bir dine henüz geçememiştir.
* * *
İnanma edimi kişisel birşey gibi algılansa bile aslında öyle değildir. Bir inanç sistemi içine girdiğinde o sistemi benimsemiş olan bir topluluğa da otomatikman dahil oluyorsun. İnanç, adından da anlaşılacağı üzere inandığın için benimsediğin birşeydir akılla bilimle hiçbir ilgisi yoktur. O yüzden inanç/din her zaman aklın/bilimin mücadele etmesi gereken bir direnç noktası olmuştur tarih boyunca ve hala da öyledir. Peşinen söylemek gerekirse bu direngen yobazlığın genel sebebi insanların inanç sistemleri yani din değildir! İnsanlar öyle ya da böyle bir inanç sistemi içine girmekte özgürdürler. Psikolojik olarak rahatlatıcı bir imkandır. Kendini güçsüz hissettiğinde Allah’a sığınıyor diye kimse insanları suçlayamaz. Fakat din kuralları statiktir. Bu statik kuralların toplum hayatını düzenleyecek kadar geniş uygulanması halinde toplum gelişimi kilitlenmiş olur. Bu bağlamda Şeriat ile Komünizm aynı karınca toplumunu yaratır. Bilindiği üzere karıncalar milyonlarca yıldır aynı yuvayı yapar aynı şekilde düzenlerini kurarlar. O zaman şu soruyu sormak lazım, özellikle İslam dini (çünkü bizi ilgilendiren din o) neden kişilerin vicdanına bırakılmıyor da ille de tüm topluma sen şöyle yaşayacaksın böyle yapacaksın şeklinde bir takım kurallar empoze edilmeye çalışılıyor? Üstelik uydurma yorumlarla kimisi gözünden ayak bileğine kadar kara çarşafa girerken kimisi sadece türban ve uzun etek giyiyor! Kimisi çember sakalla geziyor kimisi de bıyık bile bırakmıyor. Her İslam ülkesi kendi toplumuna farklı Şeriat uyguluyor. Yani standart bir Şeriat yok. Aslında toplumlar Şeriatı kendi kültürlerine göre algılıyorlar. Mesela bizde kadınlar hiçbir zaman Türban takmamıştır, bizde başörtüsü ve yemeni vardır, köylü kadına iş yapma kolaylığı sağlar aman saçımın bir teli bile görünmesin kaygısıyla kullanılmaz. Fakat dinci siyasetin etkisi arttıkça 80’lerden sonra türban denen siyasi paçavra ortaya çıkmıştır. Peki bu dinci siyasiler nereden çıktılar, niçin toplumu kendi uyduruk simgeleriyle, yorum ve kurallarıyla (işte İslam budur diyerek) dönüştürmeye çalışıyorlar?
* * *
Bu durumun temel sebebi toplum içinde inanç/dinden nemalanan din baronlarının var olmasıdır. Bunlar tarih boyunca gerek kilise gerek tarikat örgütlenmeleriyle toplumları kontrol etmişlerdir. Dikkat edilirse bu din baronları halkı hiçbir zaman kendi inançlarında serbest bırakmamışlar din ile aklın/bilimin birlikte yaşamasına izin vermemişlerdir. Böyle bir şeye imkan tanımaları kendi varlık sebeplerini ortadan kaldırırdı, çünkü akli düşünce önce bunları sorgulayacak ve sömürüyü ortaya çıkaracaktır. Din baronları akli düşünce karşısında az eğitimli halk kitlelerini her zaman kalkan yapmışlardır. Bir takım menfaat örgütlenmeleri etrafında bazı grupları toplayıp yağmaya ortak etmişlerdir. Din ile afyonlanmış halk kitleleri hareketsizleşmiş ancak çok damarına basılınca harekete geçmiştir. Rönesans ve Reformlar bu sayede yapılmıştır. Kilisenin hakimiyetini kıran güçler devlet ile din işlerinin bir birine karıştırılmasının ne kadar tehlikeli olduğunu anlamış ve gereken önlemleri almışlardır. İslamiyette ise böyle bir reform hareketi olmamış halk içine sirayet etmiş dogmatik düşünce tarzı yok edilememiştir. O yüzden İslam ülkelerinin hepsi bilimsel düşüncede dünya uygarlığına katkıda Batı uygarlığının gerisinde kalmıştır. Batı, bu ülkeleri (Türkiye de dahil) sadece pazar olarak görmekte ve hammadde kaynaklarına da el koymaktadır. Bu ülkelerin tepesindekiler onlara verilenleri paylaşıp kendi halklarını herhangi bir modernleşmeye izin vermeyen teokratik rejimlerle yönetmektedirler. Bunların içinde anti-emperyalist görünen İran gibi ülkeler ise Batı'nın bu anlamda kendilerine yapmadığı baskıyı kendi içlerinde şeriat adı altında yapmaktadırlar. Orada din baronlarının işlevini mollalar üstlenmiş durumda. Neticede bizde de din vicdandan çıkarılıp cüzdana tahvil edildiği sürece ve bu menfaat kliği aklı, bilimi ve özgür düşünceyi esir aldığı sürece gelişen bir toplum olamayacağız. Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmayı bırakın tersine irtica tehlikesi içindeyiz.
* * *
Dünya genelinden Türkiye özeline biraz daha gelecek olursak Tarhan Erdem'in Türban ile ilgili son araştırmasına bakmamız yeterlidir. Dış destekli iç kaynaklı dinci siyasilerin toplumu dönüştürme projesini nasıl oya gibi işlediklerini açıkça görürüz. Aynı Tarhan Erdem AKP'nin %47 alacağını da önceden bilmişti. Ülkede başını örtmeyen kadınlar %30 geri kalanı ise tülbent, yemeni, türban, çarşaf kullanıyor. Bunu okuyunca hayal kırıklığına uğramamak elde değil. Başörtüsü ve yemeni genelde iş yapış kolaylığı sağladığı için geleneksel anlamda kullanılıyor kadınların %50si böyle. Geri kalanları ise daha modern olduklarını düşünerek ve aynı zamanda bir siyasi simge olarak türban ve çarşaf kullanıyorlar, %20 si böyle. AKP döneminde türban kullanımı 5 kart artmış durumda. Üstelik genç bayanların kullanım oranındaki artış çok yüksek. Yani Atatürk'ün Cumhuriyet'i emanet ettiği gençlik kurtuluşu türbanda ve tesettürde arıyor artık. Tabii burada türbanlı bayanların üniversiteye girişte zorluklar yaşaması ama aynı yobaz kafaya sahip erkeklerin ise elini kolunu sallayarak üniversiteye girebilmeleri çifte standart bir haksızlık yaratmaktadır.
* * *
Bunun üzerine bazı yazarlarımız haksızlık giderilsin böyle erkekler üniversiteye girebiliyorsa türbanlılarda girebilsin diyorlar. Tam tersine haksızlığın giderilmesi için yobaz kafalı erkeklerin de üniversiteye girişlerinin engellenmesi lazım. Temelde böyle bir talebin modern bir ülkede oluşmaması lazım yani problem daha derindedir. Türbanlılara üniversitede serbestlik getirilirse kadınlar o zaman daha sosyal olacaklar ve en azından daha modern bir yaşama geçme şansları olabilecek deniyor. Bu görüş tamamen palavradır. Açıkçası benim zamanımda türban yasağı sıkı değildi ve üniversiteye tesettürsüz başladığı halde 2.sınıftan sonra kapanan kız arkadaşlar oldu ama tesettürlü gelip de bundan vazgeçen kız arkadaş görmedim hiç. Üniversitenin türban sökücü hiçbir etkisi kesinlikle yok bilakis burada birbirlerini devamlı kolladıkları için daha bile birleştirici oluyor. Bu türbanlılar çoğunlukla zaten ülke kaynaklarını paylaşan partizanların eşleri ya da çocuklarıdır. Sosyal hayatları da merak edilmesin herkesten iyidir onların. Zaten gerçekten üniversite okumaya niyeti olanlar yine kendi kafalarına uygun Arap üniversitelerine ya da türbanın henüz siyasi simge olarak algılanmadığı başka ülkelerde eğitimlerine devam ediyorlar. O yüzden Atatürkçü Cumhuriyetin temellerine dinamit koyan bu zihniyetin palazlanmasını ve üniversitedeki diğer genç kızları ve erkekleri zehirlemelerini hoş göremeyiz, izin veremeyiz. Üstelik bu kısıtlamalara rağmen türbanlı sayısı 5 kat arttığına göre bunların üniversite gibi bir dertlerinin olmadığı çok açık değil mi?
* * *
Dinci siyasilerin payandalığını yapan ikinci Cumhuriyetçilerin türbanı masumlaştırıp, siyasi simge olmadığını iddia etmelerine rağmen Tarhan Erdem’in anketine katılan çoğu türbanlı bunun siyasi simge olduğunu vurgulamış resmen, acaba buna ne diyecek kendileri? Görünen köy ortada kadınların %70’i kapalı ise bu vahim bir durumdur. Kalan %30’un yaşam biçimleri, özgürlükleri tehlikede demektir.
* * *
Üstelik bu haliyle bile bu Şeriatçı zümre hala mazlumu maduru oynuyor! Neredeyse ülkenin tüm kaynaklarını ve bürokrasiyi ele geçirmelerine rağmen böyle mizansen olaylar yaratarak bizi eziyorlar, bu düzen değişecek yaygarasına başlıyorlar. Örtünmemiş bayanlar doğrudan iffetsiz olarak damgalanıyor. Ben maduru oynamalarını şuna benzetiyorum: eskiden arabesk müzik daha yaygındı, arabesk icra eden Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Emrah gibi şarkıcılar ağlak bir ifadeyle insanların yüreklerini parçalarcasına içten okurlardı şarkılarını. Baktığında hepsi en lüks semtlerde son model arabalarla yaşıyorlardı hayatlarını ama o ağlak ifade hiç değişmiyordu.
* * *
Avrupa’da olduğu gibi Rönesans ve Reformlarını yaşayamayan İslam dünyasında Mustafa Kemal Türk toplumuna önderlik etmiş, yüksek dehasının ürünü olan Kemalist devrimlerle topluma bu reformları kestirmeden uygulatmıştır. Fakat bu kazanımlar 80 yıl sonra tek tek yok edilmekte ve geriye dönüş yani irtica her geçen gün yeni mevziler kazanmaktadır. Bugün eşleri türbanlı/tesettürlü olmayanlara belediyelerden ihale/iş verilmemekte, devlet hizmetlerine girmeleri engellenmektedir. Daha geçen günlerde sözde türban maduru 15 yaşındaki kıza oynatılan tiyatroyu izledik. Başbakanın bu kişileri doğrudan aradığını teselli ettiğini duyduk. Kız kaymakamın yanına gönderildi, niçin ben törenden alındım diye sordu. Kaymakam, bu şekilde olmaz filan dedi. Sonra kız, Allah’ın adaletine karşı gelmekle suçladı kaymakamı ve çekip gitti.
* * *
Ben şunu anlamıyorum: bu kız ve onun gibiler nasıl bir beyin yıkama operasyonundan geçiriliyor ki, türban denen (genel anlamda tesettürün kendisini) eziyeti neredeyse canı pahasına savunacak hale geliyorlar? Acaba bu kız hiç sorguladı mı Allah’ın adaletinin böyle olduğuna kim karar verdi diye? Erkekler ortalıkta istedikleri gibi cirit atarken, Milano modasını takip ederken kendilerinin sürekli Medine modasına mahkum olmalarını, cüzzamlı bir yaratık gibi bedeninden, saçından dahi utanmaya zorlanmasının aslında kadını aşağılayıcı bir uygulama olduğunu düşündü mü hiç? Sıkma başlar diğer yandan normal bayanlarla da oldukça samimi arkadaşlıklar nasıl kurabiliyorlar? Yani tesettürü bu kadar içselleştirmiş bir bayanın normal bir kadından aslında bilinç altında tiksiniyor olduğunu düşünüyorum, ama belki onu da kendim gibi yapabilirim diyerek sabır ediyorlar. Bu iki yüzlülükle yaşamak zor olsa gerek. Sabırla sistemin damarlarına kadar girmeyi umuyorlar. Bu gençler aynı dirayeti, enerjiyi ilim ve fenne harcasalar bugün en ileri ülkelerden biri olurduk.
* * *
Başbakan bile bu tipleri arayıp kanatları altına alarak sahip çıkıyor. Siyasi simge olduğu apaçık olan bu türban meselesi ne kadar da hassaslaştırılıyor. Atatürk kadınları bu paçavradan kurtarmak için Cumhuriyeti kurdu ama bu halk gitti dinci siyasileri iktidar yaptı. Cumhuriyet kadını olması gereken gençler de gitti tesettüre girdi. Kadının örtünmesi onun aşağılanmasıdır, inançla bir ilgisi yoktur. Böyle bir kişisel tercih mecburi değildir, taze beyinler kandırılıyorlar. Türban şimdilerde bürokrasi içinde ve belediyelerde eş durumundan kişilere pozitif ayrımcılık sağlamaktadır. İhale almak istiyorsan tarikatları beslemek ve eşini de kapatmak zorundasın artık. Demek ki Cumhuriyeti ve Devrimlerini yeterince koruyamadık. Bu şekilde modern bir devlet olunamaz, akıl inancın gerisindedir bu ülkede, şimdilik ceplerini dolduranlar ve bu yağmaya göz yumanlar ileride kendi çocukları da çarşafa girince iş işten geçmiş olacak.
|
|
|